#1
ah benim güzel kardeşim... ah benim tasarruflu, ah benim çilekeş kardeşim. bakınız, bu mesele sadece bir kimya meselesi değildir. bu mesele bir haysiyet meselesidir.
sen o kutunun kapağını açıp, o masum, o yoğun kıvamlı, o mis kokulu sıvının üzerine şakır şakır musluk suyunu boca ettiğinde ne oluyor biliyor musun? o şişenin içindeki sodyum loril sülfat molekülleri ne diyor? o garipler, o biçareler birbirlerine sarılıp; "bizi seyrelttiler! bizi özümüzden kopardılar! biz saf idik, su ile bulandırıldık!" diye feryat etmiyorlar mı sanıyorsun?
vaktiyle... çok eski zamanlarda, bağdat dolaylarında saçları ipek gibi bir zat yaşardı. ona "el-blendaxî" derlerdi. bir gün hamamda şampuanı bitti... şeytan nefsine vesvese verdi, dedi ki "su kat, çalkala, köpürür..." o mübarek zat elini musluğa götürdü ama yapamadı! neden? çünkü biliyordu ki o şampuanın içine su katınca vizkozitesi düşecek, akışkanlığı bozulacak. o köpük, eski köpük olmayacak!
şimdi soruyorum sana kardeşim... sen o sulu, o şırıl şırıl karışımı kafana döktüğünde, saç diplerin sana küsmez mi? o saç köklerin; "sahibim bana hakiki şampuanı çok gördü, beni bulaşık suyuyla yıkadı" diye hüngür hüngür ağlamaz mı? mahşer günü o saç telleri dile gelip "bizi keçe gibi yaptı ya rab!" diye şikayetçi olursa ne cevap vereceksin?
kimyası bozulur mu diyorsun... bozulur! sadece kimyası değil, o şampuanın onuru bozulur, izzeti kırılır! yapmayın etmeyin. o kutuyu ters çevirin, sabaha kadar bekleyin ama içine su katıp o mübarek formülü zelil etmeyin.
allah bizi dibi gelmiş şampuanı suyla çalkalayanlardan değil, gidip marketten yenisini alabilenlerden eylesin...
sen o kutunun kapağını açıp, o masum, o yoğun kıvamlı, o mis kokulu sıvının üzerine şakır şakır musluk suyunu boca ettiğinde ne oluyor biliyor musun? o şişenin içindeki sodyum loril sülfat molekülleri ne diyor? o garipler, o biçareler birbirlerine sarılıp; "bizi seyrelttiler! bizi özümüzden kopardılar! biz saf idik, su ile bulandırıldık!" diye feryat etmiyorlar mı sanıyorsun?
vaktiyle... çok eski zamanlarda, bağdat dolaylarında saçları ipek gibi bir zat yaşardı. ona "el-blendaxî" derlerdi. bir gün hamamda şampuanı bitti... şeytan nefsine vesvese verdi, dedi ki "su kat, çalkala, köpürür..." o mübarek zat elini musluğa götürdü ama yapamadı! neden? çünkü biliyordu ki o şampuanın içine su katınca vizkozitesi düşecek, akışkanlığı bozulacak. o köpük, eski köpük olmayacak!
şimdi soruyorum sana kardeşim... sen o sulu, o şırıl şırıl karışımı kafana döktüğünde, saç diplerin sana küsmez mi? o saç köklerin; "sahibim bana hakiki şampuanı çok gördü, beni bulaşık suyuyla yıkadı" diye hüngür hüngür ağlamaz mı? mahşer günü o saç telleri dile gelip "bizi keçe gibi yaptı ya rab!" diye şikayetçi olursa ne cevap vereceksin?
kimyası bozulur mu diyorsun... bozulur! sadece kimyası değil, o şampuanın onuru bozulur, izzeti kırılır! yapmayın etmeyin. o kutuyu ters çevirin, sabaha kadar bekleyin ama içine su katıp o mübarek formülü zelil etmeyin.
allah bizi dibi gelmiş şampuanı suyla çalkalayanlardan değil, gidip marketten yenisini alabilenlerden eylesin...